google9795033e2420e1cd.html Cemology Onuncu köy: Temmuz 2008
'Bu ülke batının emperyalizminden, doğunun da vicdan sömürüsünden kurtulursa ancak o zaman aydınlık günlere kavuşur'
M.Kemal ATATÜRK

Cemology Onuncu köy Yazarlar

Batı'nın ikiyüzlülüğü ve Ortadoğu (3)

Bülent Güler 19 Temmuz 2008
angtar2006@hotmail.com



Bu günlerde, yeni bir komplo teorisi konuşuluyor Ortadoğu’da.

İnanılması güç bir teori bu…

El Kaide ile İsrail gizli servisi MOSSAD’ın işbirliği yaptığı, El Kaide’nin, MOSSAD’ın çıkarlarına hizmet ettiği öne sürülüyor.

Hatta daha da ileri gidilerek El Kaide’nin, İsrail’in maşası olduğu yorumu yapılıyor.

Londra’da yayınlanan El Hayat gazetesindeki El Kaide ve MOSSAD arasında bağ olduğunu iddia eden yorumu okuduktan sonra ben de, Usame bin Ladin’in son açıklamalarını bir kez daha gözden geçirdim.

Bin Ladin, sadece ABD’ye, İngiltere’ye, İsrail’e ve Batı hayranı Arap liderlere tehditler savurmuyordu bu kez!

El Kaide lideri, İran’ı ve Lübnan’daki uydusu Hizbullah’ı da hedef alıyor, bununla da yetinmiyor Hamas ve İslami Cihat’a da İran ve Suriye ile yakınlıklarından ötürü aba altından sopa gösteriyordu.

İnsan sormadan edemiyor tabi, 11 Eylül saldırılarından sonra Washington’un boy hedefi olmuş; Batı karşıtlığının bayraktarlığını üstlenmiş, terörizmde sınır tanımayan bir örgüt, neden ABD’nin tehdit algılamalarının merkezine oturttuğu İran’ı hedef alıyor?

Neden, 2006’da İsrail ile girdiği asimetrik savaşta İsrail ordusunun yenilmezlik unvanına darbe vurmuş Hizbullah’ı yerden yere vuruyor?

Usame bin Ladin’in bu açıklamaları, internet sitelerinde gezinirken, Suriye, İran ile yaptığı valse ara verdi ve İsrail ile barış arayışlarına yöneldi.

Şam yönetimi ayrıca, Lübnan’da düne kadar düşmanı saydığı Sedir Devrimcileri’nin yanaklarına öpücük kondurup Batı’ya göz kırptı.

Bir süre sonra da Hamas ile İsrail (Sanki Sderota düşen Kassam roketleri İsrail’in canını çok yakıyordu da!) hidayete erdi ve ateşkes yaptı. Ateşkes ilanının hemen ardından Hamas’ın, İran ile bağlantısı olmadığını açıklaması ilginçti.

Takvime bakıyorum. ABD’de seçimler Kasım’da yapılıyor, yani seçimlere 4 ay kalmış. Ne hikmetse, Hamas ile İsrail de 6 aylık ateşkes yapmış! Bu arada, yeni ABD Başkanı da Ocak’ta ediyor yeminini… Yorumu, size bırakıyorum…

Ağustos’ta İran vurulacak diyen bazı eski Amerikalı istihbaratçıların önde gelen Amerikan gazetelerine "Nostradamus Haberleri" yazdırdığı sırada Tel Aviv için çöldeki vaha oldu bu ateşkes... Ehud Barak ( Barak, İbranicede ‘’Şimşek’’ anlamına gelir) füze bataryalarını İran’a yöneltti bile…

İşte bu savaş tamtamlarını destekler mahiyette ve yine o cihetle garip bir olay daha oldu. İsrail, Yunan hava sahasında İran’a yönelik olası bir saldırının tatbikatını düzenledi.

ABD'de Obama’nın başkan olması, en çok Musevi silah lobisini tedirgin ediyormuş….Çünkü küresel ekonomik kriz, nam-ı diğer global resesyon kapıda ve ilk akla gelen dünyanın en büyük ekonomisinde kemer sıkılması ve savunma harcamalarının dizginlenmesi. Amerikalı Musevi silah üreticileri, doğal olarak muzdarip...

Ne garip! İddialara göre, 11 Eylül’de El Kaide militanları İkiz Kuleleri indirdiğinde, o Musevilerden bazıları her nasılsa saldırının düzenleneceğini önceden haber almış ve sıra kadem basmıştı.

El Kaide ile İsrail arasında bir bağ olabilir mi? Hele hiç Müslüman kardeşleri İran’a karşı, ezeli ve ebedi düşmanları Siyonistlerin yanında yer alırlar mı? Yok artıkkkkk!!! Daha nelerrrr!!!

Yalnız bildiğim bir şey var artık o da: ‘’ ''Ortadoğu’da ilerisini görmek istediğim zaman Usame bin Ladin’in kasetlerini çok daha dikkatli dinlemem gerektiği!!!’’.




ANASAYFA


Daha önce duyurusunu yaptığım AÇLIK KAMPANYASINA katılıyor ve hergün tıklıyormusunuz?

Cem Akkılıç


Batı'nın ikiyüzlülüğü ve Ortadoğu (2)

Bülent Güler 18 Temmuz 2008
angtar2006@hotmail.com


2004 Mayıs’ıydı. Ebu Gureyb cezaevinde, ‘’hani Iraklı esirlere bütün dünyanın gözü önünde barbarca şiddet uygulanan şu meşhur hapishanede’’, işkence gören mahkumlarla röportajlar yapmıştım. Maruz kaldıkları insanlık dışı muameleleri gözyaşları içinde anlatmışlardı.

Aralarında Iraklı Kürtler de vardı. Erbillisiyle, Süleymaniyelisiyle, onlar da Iraklı Arap kardeşleriyle aynı yazgıyı paylaşmıştı. Amerikan askerinin, başına çuvalı geçirip, karnına postalıyla defalarca tekme attığını anlatmış ve işgalcilerden nefret ettiğini söylemişti o Kürtlerden biri…

Bağdat, o dönemde görece sakindi. Bütün dünya Irak’taki küçük bir yerleşim biriminin adını ezberlemişti o günlerde. Bu kentin adı Felluce’ydi… Zorluklar teker-teker aşıldı ve sonunda adı kanla, savaşla, şiddetle özdeşleşen bu kente girmeyi başardım.

Felluce, Irak’ta direnişin merkezi, Sünni üçgenin kalbi ve Amerikan ordusunun korkulu rüyasıydı.

Çölün ortasından geçerek ulaştık direnişçilerin kalesi Felluce’ye…

Kentten dumanlar yükseliyordu. Amerikalılar, sokak savaşında tam bir hezimete uğramış; çareyi kentin merkezinden çekilip havadan bombalamakta bulmuşlardı.

Felluce’de, kan gövdeyi götürüyordu.

Batı, bir kez daha ‘’böl ve yönet’’ politikasını başarıyla uyguluyor ve bölge insanları arasında nefret tohumları ekiyordu.

Felluce’de, “Amerikan askeri üniforması giymiş Kürt milisler” (minarelerden!) direnişçilere mermi yağdırıyordu.

Ebu Gureyb’te, Amerikan askerinin, tekmelerinin bedeninde bıraktığı izleri gösteren Süleymaniyeli Kürt geldi aklıma o an.

Direnişçiler, öfkeyle bağırıyor ve : “ Amerikalılar, er geç gidecek ve o gün geldiğinde bu hain Kürtlerle baş başa kalacağız. Bu yaptıklarının bedelini çok ağır ödeyecekler!!!’’ diyorlardı.

Araya sokulan nifak, Irak’taki etnik gruplar arasındaki nefreti körüklemeye devam ediyor.

İşte insan bunları gördükçe üretilen komplo teorilerinden etkileniyor ve ister istemez ‘’Acaba söylenenler gerçek mi?” demeden kendini alamıyor!

DEVAM EDECEK


MANŞETLER

Kevser Çakır ve Nuray Bezirgan

Batı'nın ikiyüzlülüğü ve Ortadoğu (1)

Bülent Güler 17 Temmuz 2008

angtar2006@hotmail.com


Dünya petrol rezervlerinin yüzde 65’ini barındıran ve batılı emperyalist güçlerin her daim iştahını kabartan Ortadoğu ile ilgili, kaleme alınmış komplo teorilerinin haddi hesabı yoktur.

Bütün komploların arkasında, Batı’nın parmağını arar Ortadoğulu…

Kimi zaman kaçışıdır, kimi zaman da sığınadır bu teoriler, bölge insanının…

Batıyı adres gösteren komplo teorilerini sevmekte, kabullenmekte, inanmayı tercih etmekte de haklı nedenleri vardır.

On yıllardır kendilerini ezen İsrail’i başlarına bela eden, Cezayir’de iki milyondan fazla insanın kanını döken, özgürlük ve demokrasi vaatleriyle işgal ettiği Irak’ı kan gölüne çeviren Batı’dır çünkü.

İkiyüzlüdür Batı, bölge insanına göre… Toprakları ellerinden alınmış Filistinlilerin bağımsızlık mücadelesine, daha düne kadar terör eylemleri diyen Batı’nın, İsrail’in palazlanması için verdiği desteği hatırlar ve midesi bulanır.

İsrail’in 400 nükleer başlığa sahip olmasına göz yuman, kimi zaman da yardım eli uzatan Batı’nın, İran’ı köşeye sıkıştırmaya çalıştığını görür ve isyan eder.

Robert Fisk gibi, Batı’nın sağduyulu aydınları da hak verir bölge insanına.

Bilir çünkü Fisk gibi isimler, Irak’ta petrol yerine havuç üretilseydi, bir milyondan fazla cana mal olan bu işgalin asla gerçekleştirilmeyeceğini…

Bilir çünkü Batı’nın empatiyi içselleştirmiş gerçek aydını, İsrailli gençler Brezilya’ya, Tayvan’a, Kanarya adalarına tatillere giderken, Filistinli akranlarının açlık ve bulaşıcı hastalıkların pençesinde kıvrandığını..,

O da tiksinir, Batı’nın bu ikiyüzlülüğünden…

“İşte bu iki yüzlülük, işte bu çifte standart, işte bu ötekiyi hiçe sayma ve yok etme çabasıdır” Ortadoğu insanını, kötülüklerin kaynağını batıda arayan komplo teorilerine inanmaya zorlayan…

Bölgenin şiddetin sarmalından bir türlü yakasını kurtaramayan sancılı coğrafyalarına defalarca gitmiş bir gazeteci olarak, ben de anlam yükleyemiyorum çoğu zaman yaşananlara…

Anlam veremiyorum... Düne kadar Irak’ta bir arada namaz kılan, Amerikan ve İngiliz işgalini protesto etmek amacıyla birlikte gösteriler düzenleyen Sünniler ve Şiilerin, bugün birbirlerinin gırtlağını kesmesine, camilerini havaya uçurmasına; mahallelerini duvarlarla ayırmalarına anlam veremiyorum.

Pakistan’da asırlarca etle tırnak olmuş ve ezeli düşmanları Hindistan’a karşı mücadelede tek ses halindeki İslam’ın bu iki mezhebinin insanlarının, bugün kutsal mabetlerini mermi yağmuruna tutmasına anlam veremiyorum.


DEVAM EDECEK


SAHİBİ KİM AŞKIN?

Binnur Edisan 8 Temmuz 2008
binnuredisan@gmail.com


Uzun bir aradan sonra üç nokta kahramanıyla sohbet…

Sesimi titretmemeye çalışarak özlemişim diyorum. Dostluğunu, sohbetini gerçekten özlemişim… Ben de seni özlemişim; ama kahven yine soğudu, anlatsana gönül bahçendeki çiçekler nasıl?

Sanki bilmiyorsun? Sahipleneceğim bir çiçek bile kalmadı ki o bahçede ne anlatayım sana, diyorum hüzünden ve onun bana bakan gözlerinden gözlerimi kaçırarak.

Kahvemden bir yudum alıp, sence aşkın sahibi kim? diye soruyorum.

Aşkın sahibi yok, diye cevap veriyor; kendinden öylesi emin… Savaşçıları var, lejyonerleri ve kurbanları... İşte onlar biziz... Savaşan ve kaybedenler...

Ya kazananlar? diye soruyorum merakla.

Onları henüz kayıtlarına geçirmedi zaman… Ben zaten kazananlardan değil, kazanması gerekenden bahsediyorum.

Kazananlar umurumda bile değil ki... Ama sen kazanmalısın.. Ve kazanmalıydın bunca zamandır... Ben bu adaletsizliği kabul edemiyorum...

Belki de kazandım. En azından her şeye rağmen anılarıma sahip çıkıyorum.Bu da bir tür kazanç değil mi? Üzülme benim için...

Tuhafıma gidiyor bazen bu hayat... Aklım almıyor.. Mesela tanımasam seni, en güzel aşkların mabedi bir kadın diye bakardım sana... Ama öyle mi... Aşk ki seni, en tarumar eden duygu olmuş... Sanırım aşk, güzel kadınları kıskanıyor.

Sen çok garip bir adamsın, diyorum gülerek… Aşk beni sever.

Aşk seni kıskanıyor! Garip bir adam oluşuma gelince haklısın, diyor. Yaşımı bile geride bıraktı şimdi yaşadıklarım... Ve ben, bunca nefes alıp verdim, onca aşka ev sahipliği ettim... Ve bir çok aşkın kayıtlarına ulaştı ellerim... Okudum, dinledim ve seyrettim. Ağlattı aşk beni... Vuslatsız biten onca düşlerin ardından eli kolu bağlı sevdalıların vedası hep burktu yüreğimi... 'Keşke' dedim.. hep 'keşke'... Ama olmadı işte...

Vakti biten ve zamanı gelmiş hiçbir ayrılık, zaman bağışlamadı sevgililere.... Senin için de bu yüzden üzülüyorum. Yazılarını hala okuyorum ve anlıyorum. Böyle büyümeni istemezdim.

Sözcüklerinle beni büyülediğini söylemiş miydim ne diyeyim şimdi ben sana, diyorum ve kaçtığım hüzne sarılıp susuyorum.

Yine hüzün ama seviyorum ikinizi de, diyor. Seni tanımakla, hüznü tanımanın arasında bir fark yok... İkinizde öyle güzel, ikinizde öyle zenginsiniz ki... Hüzün yaşama bağışıklık katarken geceyi anlamlandırıyor.. Ve sen... Güzelliği ile bir gönlü şereflendirdiğinde, o gönüle tüm mevsimleri armağan ediyorsun... Dedim ya.. .Tıpkı hüzün gibisin… Biraz ağlamaklı.. Ama her zaman güzel...

Ben mi gönüllere mevsimler armağan ediyorum şaka gibi, diyerek gülmeye başlıyorum. Yalnızca bir adamı sevdim delicesine ona da ödül değil ceza oldum galiba…

Sen yalnızca sevdiğin adamın mı gönlüne girdin şaşkın? Onca dostunu ve onca seni seven insanları da kattım ben bu sözlere. Farkına ne zaman varacaksın!

Kimin farkına? Hepinizi çok seviyorum ve hepinizin farkındayım, diyorum şımarıkça…

Gülüyor katılarak…

Ah, diyor ahh! Oysa ne çok şey öğrendim senden.

Saçmalama sen benden önce de bir çok şeyi bilen bir adamdın, diyorum itiraz ederek.

Senden önce öğrendiklerimin ne önemi var, diyor sigarasını yakmak için masada çakmağı ararken. Seninle zaman tazeledi kendini... Seni ilk gördüğüm anı hatırlamaya çalışıyorum dur! Bakışın... Evet evet.. Şimdi hatırladım...

Başın öndeydi.. Ve umursamaz bir edayla kaldırıp bakmıştın yüzüme... Sana ' Merhaba' diye seslendiğimde, yalnızca sesin sahibini görmek için... Ben o umursamazlığın karşısında şaşkınken sen nasıl da rahattın! Zaten o gece masada olmayan tek kişi sendin. Diyar diyar geziniyordu ruhun tüm gece seni izlemiştim. Acı çeker gibi değildi yüzün sadece hüzünlüydün. En hayran olduğum kadın tipi…Sana tutulabilirdim biliyor musun o gece?

Eyvah eyvah, diyorum. İyi ki tutulmamışsın… Yoksa ben bu güzel sohbeti kiminle yapacaktım? Mahrumiyete bak…

Tutuldum demedim tutulabilirdim dedim telaşlanma yine. O gece elin telefondaydı. Birini aramak istediğini anlamıştım. Aramak isteyen yanınla savaştığını da… Sonra oturduğun sandalyenin arkasındaki minder dikkatimi çekmişti. Ayağa kalkmak istediğinde masadakilerin endişelendiğini, herkesin sana el uzattığını, yürümekte zorluk çektiğini görmüştüm.

Tam neyin olduğunu soracakken yüzünü bana çevirip gülümseyerek ‘merak ettiniz galiba, bir şeyim yok sadece ölgün bir ruh halinin bedene yansıması, dediğinde afallamıştım.

Öyle mi demiştim sahiden, diye gülerek bölüyorum sözlerini. Resmen aşk enkazıyım demişim yahu! Derin bir anlatım tarzını seçmişim aferin bana. Bana her sıkıntımda el uzatan canım dostlarım, diyerek iç geçiriyorum. Ve sen sözlerine, yüreğine hayran olduğum güzel dostum. İyi ki varsınız...

Kadife bir yalnızlığın kendi kendine mırıldandığı kısık bir ezginin sözleri gibiydin… Sonrası dostluk ve dediğin gibi sonsuzluk… Senden öğreneceklerim hiç bitmesin. Ayrılığı, senin ayrılığında tanıdım... İnsanı ne denli bir ateş topu yaptığını da... Rezilliğine kızdım dünyanın... Mutluluğun neden sahibine verilmediğine içerledim bir süre... Bütün aşkları tarihten kaldırmak... Ve senin sayfalarında, gerçek yerini bulamamış o aşkı yok etmek yeryüzünden...

Öyle deme nolur, diyorum. Benim sayfalarımda gerçek yerini buldu onun aşkı. Yaşanan aşkı yeryüzünden yok etmeye gelince eğer yok olursa o da yaşayamaz ben de yaşayamam. Sonu ne olursa olsun arada sırada sığınacağımız gerçek aşklara hepimizin ihtiyacı yok mu?

Artık onunla günü ve günlerin getirdiklerini paylaşamıyoruz; birbirimizin hayatında değiliz ama başarılarımda yanımda olamasa da benim adıma mutlu olduğunu düşünüyorum. Manyak olduğumu düşünüyorsun değil mi?

Kesinlikle öyle düşünmüyorum; sana olan hayranlığım artıyor hatta. Ama sen... Bu gidişe artık ‘dur’ demelisin... Şimdi bir köşede duyguların adına zamanı seyretmek senin işin değil.. Bırak onu diğer insanlar yapsın... Senin yapmam gereken, hakkın olan aşkı ve insanlığa armağan etmen gereken düşleri, söküp ciğerinden koparmak hayatın…

İşine bağlılığını anlıyorum ama bu yoğunluğu neden seçtiğini de bilecek kadar tanıyorum seni. Ve şimdi... Toparlan biraz... Sana umut bağlamış sevdalılar hatırına kalk ayağa... Aşka doğru yürü... Aşka doğru ilerle... Ve aşka, sana itaat etmek zorunda olduğunu anlat... Bunu kendin için yapma... Bunu benim için... Bunu seni izleyen sevgili gönüller için ve yine bunu tüm kaybedenler için yap...

SAHİP ÇIK AŞKA!